Bugun...
DIŞ POLİTİKA MI “DİŞE DİŞ POLİTİKA” MI?

AHMET SANDAL
sandalahmet@hotmail.com
facebook-paylas
 


Son günlerde dış politika, insanların daha çok ilgisini çeker oldu. Konuyla ilgili olmayan sade ve sıradan vatandaşlar dahi artık, “Suriye’de ne oluyor? Irak ne olacak? Bu Katar meselesi de neyin nesi? ABD Ortadoğu’da ne yapmak istiyor? Rusya mı, Çin mi, ABD mi? Hangisi daha güçlü? Dış politikada ekonomi belirleyici, yoksa siyaset mi daha çok etkili? Dünya bir 3. Dünya Savaşına mı gidiyor?” Evet, bu ve buna benzer sorular hepimizin dikkatini çekiyor. İlgilensek de, ilgilenmesek de dış politika hayatımızın içerisine kadar girdi.

Ben de Araştırmacı Yazar bir Kardeşiniz olarak, “kamu yönetiminin geliştirilmesi, toplumda ve yönetimde ahlak ve adaletin yaygınlaştırılması, edebiyat ve fikir üzerine” çeşitli yazılar yazmış olmama rağmen dış politika üzerine neredeyse hiç yazı yazmadım. Bakmayın siz benim dış politika ve uluslararası ilişkiler üzerine yazmadığıma. Esasında en çok bu hususlarda benim yazmam gerekiyor. Niye mi? Bir kere, “Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunuyum. Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler üzerine Ankara Üniversitesinde 4 ay süreli bir eğitim programına katıldım.” Üstüne üstlük çocukluğumda en sevdiğim işlerden birisi “Ülke haritalarını incelemek ve Devletlerin siyasi yapılarıyla ilgilenmekti.” Bunun yanında bir de tarihi olayları okumaya da çok meraklaydım. Bu kadar ilgiye rağmen dış politika ve uluslararası ilişkiler üzerine yazmadım. Denk mi gelmedi, yoksa “dış politika ve uluslararası ilişkiler üzerine de başkaları kafa yorsun” diye mi düşündüm, bu alanda neredeyse hiç mi hiç yazı yazmadım. Ancak bundan sonra bu alanda da yazı yazmam gerektiğini düşündüğüm için bu ilk yazımla konuya giriyorum. Ya bismillah.

Tarihlerden beri Ülkelerarası güç mücadeleleri siyasi, askeri, ekonomik, teknik ve stratejik açılardan sürdürülen bir mücadeledir. Bir Ülkenin güçlü olması için yalnızca askeri gücü olması yetmiyor. Siyasi, ekonomik, teknik güç ve stratejik bakış bunlarla birlikte olması gerekiyor.Tarihlerden bu yana Devletlerarası kudret yarışı ve üstünlük sağlama planları hep bu beş noktadan (siyasi, askeri, ekonomik, teknik ve stratejik noktalardan) gerçekleştirilmiştir. Dünya’da uluslararası ilişkilerde yukarıdaki beş nokta itibariyle mücadele verilirken “ana kural menfaat” olmuştur.

Tabi bu ana kural menfaat olmakla beraber, büyük Ülkeler menfaatin yanında, “hegemonik düşünceler” doğrultusunda hareket etmişlerdir.  Tarihte, bir İskender’i, bir Cengiz Han’ı, Persler’i, Yunanlıları ve Romalıları düşünün ve günümüzde de ABD’yi düşünün, 19. Asırda İngiltere’yi düşünün, şu hususu hemen farkedeceksiniz, “hegemonya devam etsin de, nasıl devam ederse etsin, mühim değil.” Hegemonik düşünceler bazen mantıkla örtüşmez. Hegemonik düşüncelerle sefere çıkan İskender, doğduğu topraklardan 10 bin km ötesine kadar giderek savaş yapmış ve kazanmıştır. Üstüne üstlük fethettiği toprakları tekrar bırakarak Ülkesine dönmüştür.

Hegemonik düşünceler bazen mantıkla bağdaşmaz diyoruz, ancak, elbette şurası da bir gerçektir. Hegemonik düşünceler parayı, zenginliği ve kudreti esas alır. Yani, İskender de, diğer hegemonik hükümdarlar da istila ettiği, işgali altında tuttuğu toprakların zenginliklerine ve maddi kaynaklarına göz dikmiş ve sömürmeyi hedeflemiştir. Şimdi ABD’nin yaptığı da aynıdır. Sömürmek ve hegemonyayı böyle sürdürmek. Sömürmeden hegemonya devam etmez.

Şimdi bu genel bilgilerden özel bir duruma gelelim. ABD’nin ve birlikte hareket ettiği Suudi Arabistan, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Yemen gibi Ülkelerin Katar’ı kara listeye alarak, dış politikada yaptıkları son hamle üzerine kendi görüşlerimi açıklayayım.

Katar krizinde şu üç hedef geçerlidir.

1-ABD’nin hegemonik çıkarları ve Arap Topraklarındaki başta petrol olmak üzere tabi kaynakları sömürme planları.

2- Suudi Arabistan, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Yemen gibi Ülkelerin yöneticilerinin antidemokratik yollardan elde ettikleri saltanatlarının ilanihaye devam etmesi.

3-Katar üzerinden hareketle Türkiye’ye zarar vermek.

Evet, ABD denilen Büyük Şeytan yanına küçük şeytanları da alarak (Suudi Arabistan’ın Kralını, Mısır’ın diktatörünü ve  Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Yemen gibi Ülkelerin kukla yöneticilerini alarak) sömürgeciliğini sürdürmek istiyor. Bu sömürgeci gücün kuyruğuna takılan saydığım Ülkelerin zalim yöneticileri de “borularını öttürmek, kirli saltanatlarını” sürdürmek istiyorlar. Kralların ve zalim yöneticilerin en çok korktuğu şey iktidarlarının sona erdirecek demokratik bir yöneliştir. Nerdeyse 20 yıldır Katar merkezli El Cezire isimli Dünya çapında yayın yapan TV kanalı, en çok da Suudi Arabistan’ın Kralını, Mısır’ın diktatörünü ve Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Yemen gibi Ülkelerin kukla yöneticilerini tehdit ediyor. Bu TV halkı aydınlatıyor ve gerçekleri herkesin öğrenmesi için özgürce yayın yapıyor. Ancak, krallar ve diktatörler bundan rahatsız oluyorlar. İşte bu rahatsızlıklarıyla Katar’ı kontrolleri altında tutamadıklarından, güya diplomatik yollarla sonuç almaya çalışıyorlar ve Katar’la diplomatik ilişkilerini kesiyorlar. Ancak, maksatları bellidir. Maksat kendi Ülkelerindeki küçük de olsa demokratik bir uyanışa izin vermemektir.

Daha komik olanı da “Katar’ı teröre destek veren bir Ülke olarak nitelemeleri.” Ey Suudi Arabistan’ın Kralı, Ey onun kuyruğundaki Ülkelerin yöneticileri, ABD’den daha büyük terörist Ülke mi var? Bu ABD, PKK’yı gizlice, YPG’yi açıktan destekleyip de silah yardımı yapmıyor mu? ABD daha geçen gün TIR’lar dolusu silahları YPG’ye gönderdi. Herkes de bunu gördü. Ey Suudi Arabistan ve onun kuyruğuna takılanlar, “eğer sizde insanlık varsa, önce ABD’yi teröre destek veren Ülke olarak ilan edersiniz.”

Evet, hakikatler bu kadar net ve ortadadır. Bir başka hakikate daha gelelim.

Katar krizinin Türkiye’yi ilgilendiren boyutu da var. Katar ile olan güçlü siyasi, ekonomik ve askeri ilişkilerimiz yukarıda isimlerini belirttiğim Büyük ve Küçük Şeytanları (ABD denilen Büyük Şeytanı, yanındaki küçük şeytanlar Suudi Arabistan’ın Kralını, Mısır’ın diktatörünü ve  Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Yemen gibi Ülkelerin zalim yöneticilerini) rahatsız ediyor. Bu noktadan bakıldığında Katar krizinde bu saydığım Şeytanlar bir taşla iki kuş vurmak istiyorlar. Bir taraftan kendilerini tehdit eden Katar’ı devreden çıkartıyorlar. Diğer taraftan da Türkiye’ye gözdağı veriyorlar. Ancak, Ülkemiz bu büyük ve küçük Şeytanların tehditlerinden korkacak ve çekinecek değildir. Elhamdülillah. Türkiye bu krizde çok net ve çok kesin mesajlar vererek Katar’a olan desteğini açıklamış ve işbirliğini güçlendirmiştir. Yani, dış politikada Bize “şah diye” meydan okuyanlar, mat oldular. Elhamdülillah.

Dış politikada sağlam adım atmak ve herkese hakkıyla karşılık vermek gerekir. Evet, dış politika tarihlerden beri aynı mantıkla devam ediyor. Dış politika tarihlerden beri “dişe diş” bir politikadır.

Ahmet SANDAL





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



1 + 8 =

YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR

Haber sitemizi nasıl buldunuz?


YUKARI